Ana sayfa

Kültür&Edebiyat

Düşünce&Yorum

Haber&Kritik

Linkler

Sizden Gelenler

Ziyaretçi Defteri

Müzik

Forum

Dosyalar

Video

Üyeler

English qarTuli

İletişim
Bugün : 27 Mayıs 2020   
 
 
Forumdaki Son cevaplar : Anayasalara Göre Türk Kavramı..(admin) Gürcü Kavramı..(-) Tarihi ve Sosyolojik Olarak Türk Kavramı..(-) Lozan Andlaşmasına Göre Azınlık ve Türk ..(admin) Yeni Osmanlıcılık ve Acaristan..(-) Cami-Kilise Onarım Anlaşması ve Kartvel ..(-) Sarı Gelin, Gürcü Kralının Kızı..(-) Artvinin Rus, İngiliz ve Kartvel İşgalin..(artvinli) E Harfi..(-) D Harfi..(-)
Giris Yapınız veya Hala üye değil misiniz ?
Kullanıcı Adı : Şifre : Hatırla :

      [ GAMARCOBA.COMForum ] [ Türk ] [ Lozan Andlaşmasına Göre Azınlık ve Türk Kavramı ]           
admin
[Genel Sorumlu]



MSN : Yazmamiş
Yaş : 45
Mesaj sayısı : 14
Giriş sayısı : 1781

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Andlaşması, Osmanlı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki temel belgelerden biri olup, 1924 Anayasasına da yön vermiştir. Halen yürürlükte olan Andlaşmanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümleri kanunların üstündedir ve Anayasa aykırılığı ileri sürülemez (1982 Anayasası madde 90/son fıkra).

Lozan Andlaşmasının 37 ila 45. maddelerinden oluşan Üçüncü Faslı (Bölümü), "Akalliyetlerin (Azınlıkların) Himayesi (Korunması)" başlığını taşımakta olup, burada bahsedilen azınlık kavramı, her ne kadar bugün bazılarınca dilsel bağlamda etnik bir anlam verilmeye çalışılsa da temelde dini (Müslüman olmayan) azınlıkları ifade etmektedir. Bu bölümde belirtilen hakların, Yunanistan'daki "Müslüman azınlık" için de tanınacağı öngörülmüştür (madde 45). Bu ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte Türk kavramı açısından, Lozan Andlaşmasının bu hükümleri, Türk deyimi ile Osmanlıya dayanan tarihi ve sosyolojik temele bağlı olarak genelde Müslüman vatandaşların anlaşıldığını göstermektedir. Nitekim Andlaşmanın 45. maddesinde, Yunanistandaki Müslüman azınlıktan söz edilmiştir.

Buna göre iç hukukumuzun parçası olan bir belge olarak Lozana göre Türk vatandaşları, Müslümanlar (çoğunluk) ve Müslüman olmayan azınlıklar şeklinde ikiye ayrılmakta, Müslüman olmayan azınlıklar andlaşmada belirtilen (ve Yunanistan'daki Müslüman azınlıklara da tanınan) ilave birtakım haklara sahip bulunmaktadır.


--------------------
..
31.07.2011 11:29:07 AM
   
q

admin
[Genel Sorumlu]



MSN : Yazmamiş
Yaş : 45
Mesaj sayısı : 14
Giriş sayısı : 1781

Lozan Andlaşması'nın "Akalliyetlerin (Azınlıkların) Himayesi (Korunması)" Başlıklı III. Faslı (Madde 37-45)

Orijinal Metin:

http://www.ttk.org.tr/templates/resimler/File/Antlasmalar/lozan/lozan30-39.pdf

http://www.ttk.org.tr/templates/resimler/File/Antlasmalar/lozan/lozan40-49.pdf

Günümüz Türkçesi:

BÖLÜM III.

AZINLIKLARIN KORUNMASI

MADDE 37.

Türkiye 38. ile 44. Maddelerde yer alan hükümlerin temel yasa olarak kabul edileceğini ve hiçbir yasa, yönetmelik ya da resmi uygulamanın bu hükümlerle çelişmeyeceğini; hiçbir yasa, yönetmelik ya da resmi uygulamanın bunlardan üstün olamayacağını taahhüt eder.

MADDE 38.

Türk hükümeti doğuş, milliyet, dil, ırk ya da din farkı gözetilmeksizin Türkiye’de yaşayan herkesin hayat ve özgürlüğünün tam olarak korunmasını teminat altına almayı taahhüt eder.

Türkiye’de yaşayan herkes kamu güvenliği ve ahlaka aykırı olmadıkça ister halk arasında (public) ister özel yaşamında her tür itikat, din ve inancın gereğini yerine getirmekte özgür olacaktır.

Gayrimüslim azınlıklar, bütün Türk uyruklular için ülkenin bir bölümü ya da tamamında Türk hükümetince ulusal savunma ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle alınan önlemlere tabi olarak, seyahat ve göç etmekte tam özgürlük sahibi olacaktır.

MADDE 39.

Gayrimüslim azınlıklara mensup Türk uyruklular Müslümanlarla aynı yurttaşlık haklarına ve siyasal haklara sahip olacaktır.

Türkiye’de yaşayan herkes, din farkı gözetilmeksizin yasa karşısında eşit olacaktır.

Hiç bir Türk uyruklunun, örneğin kamuda işe alınma, kamu görevi yerine getirme ya da onurlandırılma ya da iş ve meslek edinme gibi yurttaşlık haklarından ve politik haklardan yararlanmasında din, itikat ve inanç farkı gözetilmeyecektir.

Hiçbir Türk uyruklunun özel ilişkilerinde, ticarette, ibadette, basında ya da her tür yayında ya da halka açık toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına kısıtlama getirilmeyecektir.

Resmi dilin mevcut olmasına bakılmaksızın Türkçe konuşmayan Türk uyruklulara mahkeme önünde kendi dillerini sözel olarak kullanmaları için yeterli olanak sağlanacaktır.

MADDE 40.

Gayrimüslim azınlıklara mensup Türk uyruklular yasa karşısında ve gerçek yaşamda öteki Türk uyruklularla aynı muameleyi görecek ve aynı güvenceye sahip olacaktır. Özel olarak, buralarda serbestçe kendi dillerini kullanmak ve kendi dinlerinin gereğini yerine getirmek hakkına sahip olarak, masraflarını kendileri karşılayarak, her tür hayır kurumu, dinsel ve toplumsal kurum, her türden okul ya da eğitim ve öğretim amaçlı başka kuruluş kurmak ve denetlemekte eşit hak sahibi olacaklardır.

MADDE 41.

Kamusal eğitim için Türk hükümeti gayrimüslim uyruklarının hatırı sayılır bir oranda yaşadıkları kent ve ilçelerde böylesi uyruklarının çocuklarına ilköğretim okullarında kendi dilleri aracılığıyla öğretim verilmesi için yeterli olanak sağlayacaktır. Bu hüküm Türk hükümetini bu okullarda Türkçe’yi mecburi dil kılmaktan ala koymayacaktır.

Gayrimüslim uyruklarının hatırı sayılır bir oranda yaşadıkları kent ve ilçelerde bu azınlıkların eğitim, din ya da hayır amaçlı devlet, belediye ya da başka bütçelerden yararlanmaları ya da bu bütçelerin kullanılmasında hakkaniyetli bir pay almaları teminat altına alınacaktır. Söz konusu paylar, bu kurum ve kuruluşların yetkili temsilcilerine ödenecektir.

MADDE 42.

Türk hükümeti, gayrimüslim azınlıkların, aile içi ve kişisel anlaşmazlıklarını kendi adetlerine göre çözmelerine izin verecek önlemleri almayı taahhüt eder.

Bu önlemler, eşit sayıda Türk hükümet temsilcisi ve söz konusu azınlıkların her birinin temsilcilerinin yer aldığı özel komisyonlarca ele alınacaktır. Görüş ayrılıklarında Milletler Cemiyeti Konseyi ve Türk Hükümeti aralarında anlaşarak Avrupalı bir avukatı hakem tayin edecektir.

Türk hükümeti yukarıda söz edilen azınlıkların kilise, sinagog, mezarlık ve diğer dinsel kuruluşlarına tam koruma sağlamayı taahhüt eder. Halihazırda Türkiye’de mevcut sözü geçen azınlıkların inanç vakıflarına ve din ve hayır kurumlarına bütün olanak ve yetkiler tanınacak ve Türk hükümeti yeni din ve hayır kuruluşlarının kurulması için, bu türden diğer özel kurumlara garanti edilen gerekli olanakların hiçbirini reddetmeyecektir.

MADDE 43.

Gayrimüslim azınlıklara mensup Türk uyruklular inançlarının ya da dinsel telakkilerinin ihlaline yol açabilecek hiçbir eylemde bulunmaya zorlanmayacak ve kendi tatil günlerinde mahkemeye çıkmadıkları ya da herhangi bir yasal işlemi yerine getirmedikleri gerekçesiyle herhangi bir kısıtlamaya uğratılmayacaktır.

Bununla birlikte bu hüküm böylesi Türk uyrukluları, kamu güvenliği gerekçesiyle bütün öteki Türk uyruklulara getirilen mecburiyetlerden bağışık kılmayacaktır.

MADDE 44.

Türkiye, bu bölümde yer alan önceki maddelerin Türkiye’nin gayrimüslim uyruklarıyla ilgili bölümlerinin uluslararası ilgiye mahzar mecburiyetler oluşturduğunu ve Milletler Cemiyetinin teminatı altında olduğunu kabul eder. Bunlar Milletler Cemiyeti Konseyinin çoğunluğunun onayı olmadıkça değiştirilemez. Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, ve Japonya, Milletler Cemiyeti Konseyi’nin çoğunluğunca onaylanan bu maddelerin herhangi bir şekilde değiştirilmesine onay vermeyeceklerini kabul ederler.

Türkiye ayrıca, Türk hükümetiyle anlaşmayı imzalayan devletlerden herhangi biri ya da Milletler Cemiyeti üyesi başka herhangi bir devlet arasında bu maddelerden kaynaklanan hukuksal ya da olgusal sorunlarda ortaya çıkacak herhangi bir görüş ayrılığının Milletler Cemiyeti Sözleşmesinin 14. Maddesi uyarınca uluslararası bir anlaşmazlık olarak ele alınacağını kabul eder. Türk hükümeti, böylesi herhangi bir anlaşmazlığın, diğer taraf bunu isterse, Uluslararası Daimi Adalet Divanınca ele alınacağını kabul eder. Daimi Divan kararı nihai olacak, hüküm, Sözleşme’nin 13. Maddesi ile aynı kuvvet ve etkiye sahip olacaktır.

MADDE 45.

Türkiye’nin gayrimüslim azınlıklarıyla ilgili olarak bu bölümdeki hükümlerde tanınan haklar aynı şekilde Yunanistan tarafından kendi topraklarındaki Müslüman azınlığa tanınacaktır.

(http://eski.bianet.org/2004/10/29/45917.htm)


--------------------
..
31.07.2011 11:32:23 AM
   
qT
X

admin
[Genel Sorumlu]



MSN : Yazmamiş
Yaş : 45
Mesaj sayısı : 14
Giriş sayısı : 1781

Lozan Andlaşmasının Yukarıdaki Bölümlerinin Yorumuna İlişkin Bir Alıntı:

(...)

ADEM SÖZÜER Tam bu noktada deniyor ki, Lozan Anlaşması'nda azınlıklar sadece gayrimüslim azınlıklardır. Bunun dışında Türkiye'de azınlık yoktur. Dolayısıyla bunun dışında belki sosyolojik anlamda azınlık olsa bile, bu konu özel bir hukuki düzenleme yapılması gerekmez. Mesela Aleviler'le ilgili veya etnik gruplarla ilgili özel bir düzenlememiz yok. Genel olarak insan hakları bağlamında bir çözüm bulunamaz mı?

TURGUT TARHANLI Lozan Barış Antlaşması aslında işte tam da bu bağlamda, yani Osmanlı'dan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu yönünde, Türkiye devletinin kuruluş süreci içinde bir eklem noktası olarak da görülebilir. Aynı temelde, o başlangıçtaki ilginin özellikle Avrupa'da başlamış uluslararası ilginin, yani din temelinde başlamış azınlık-çoğunluk parametresinin Lozan'da da etkili olduğunu görüyoruz. Bu açıdan azınlık tanımı, Lozan Antlaşması'nda, "Türkiye'de yaşayan gayrimüslim azınlıklar" şeklinde tanımlanır. Antlaşmanın 37. maddesinden 45. maddesine kadar hükümlerin yer aldığı bölüm "Azınlıkların korunması" (ekalliyetlerin himayesi) başlığını taşır. Tabii bunun hemen akabinde 45. maddede Yunanistan'da yaşayan Müslüman azınlık bakımından da aynen "Müslüman azınlık" diye tanımlanan azınlık kavramı, Yunanistan'ın, bu antlaşmadan doğan yükümlüüğü olarak tanımlanır.

Bunu şöyle görmek mümkün: Belki Türkiye'nin bir uluslararası antlaşma ile yükümlülük altına girdiği azınlıkların korunması rejimi, evet Lozan Barış Antlaşmasında vardır. 1925 yılında akdedilen Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan arasındaki ikili anlaşmada da bu yönde hükümler vardır: Türkiye'deki Bulgar azınlık ve Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlık için hukuki koruma düzeni öngörülür.

Lozan Antlaşması'nın bu hükümleri, sadece Türkiye'deki Rum-Ortodoks, Ermeni ve Musevi cemaatleri bakımından mı bir azınlık rejimi öngörmektedir? Lozan Antlaşması'nda, bu açıklıkta bir azınlık tanımına ilişkin bir çerçeve çizilmiş değildir. Sadece dini (gayrimüslim) azınlıklar için getirilmiş genel bir yükümlülük vardır. Ancak öte yandan, kadim kilise mensupları olarak da anılan Yezidiler, Keldaniler, Süryaniler vs gibi Hıristiyan cemaatleri ve bu kapsamda değerlendirilmesi yükümlülüğü Türkiye açısından var mıdır, yok mudur? Başlangıçta bu yoktu, yani Lozan Konferansı tutanaklarına baktığınız zaman, Türkiye delegasyonu temsilcilerinin azınlık hakları konusundaki yükümlülüğün kapsamında dar tutulması yönünde çaba sarf ettiği görülür. Ancak bugün bunu nasıl yorumlamamız gerektiğini sorulduğunda, bu konuya ilişkin hukuki yaklaşım önem kazanır. Hukuki bakımdan, bu cemaatlerin de bir azınlık statüsü kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Bunun kamu düzeni vb kavramlarla açıklanmaya çalışılan bir gelişme olarak tanımlanması da isabetsizdir. Tam aksi, bu azınlık ve çoğunluk parametresi içinde, görece daha güçsüz kabul edilebilecek sayıca az belli dini toplulukların hukuken korunmasıı, bu topluluklara mensup kişilerin haklarıyla korunması sonucunu doğuracağı için, bunun kamu düzeninin sağlanması konusunda da yararı olduğunu düşünüyorum. Ancak din esası dışında, dolayısıyla etnik veya dil bakımından azınlık veya çoğunluk ilişkisini nasıl kurmamız gerekir? Bu konuda, Lozan Antlaşması'ndan hareket etmemiz mümkün değil bence. Çünkü Lozan'ın kurduğu azınlıklar rejimi, din temelinde kurulmuş bir azınlık rejimidir. Son yıllarda, bu konuya ilişkin bazı yorumlar var. Bu yorum sahiplerine göre, Lozan Antlaşması'nın azınlıkların korumasına ilişkin kesiminin ilk maddelerinde yer verilen, Türkiye'de yaşayan herkesin yararlanabileceği genel bir haklar düzenine dikkat çekilir. Dolayısıyla bu atıftan hareketle -sadece gayrimüslim azınlıkla sınırlı olmaksızın- herkesin öncelikle kültürel haklardan yararlanması savunulur. Ancak bu konunun tartışılıp genel insan haklan hukuku bağlamında tanımlanmasıyla, aynı konunun Lozan Antlaşması bağlamında değerlendirilip yoı birbirinden farklıdır. Zira Lozan Antlaşması'nda, dini azınlıklar temelinde düzenve azınlıkların korunmasına ilişkin hukuki rejimin, bunun ötesinde, etnik kimlikler bakıından da kapsayıcı bir şekilde yorumlanması, hukuken mümkün görünmüyor. Lozan bir uluslararası anlaşmadır. Lozan'ın azınlıklarla ilgili hükümleri de, bir uluslararası antlaşmanın yorumlanmasına ilişkin yöntemlere bağlı kalarak uygulanmak zorundadır.

Bu konunun hukuk tekniği bakımından, kanımca şöyle açıklanması mümkün görünüyor: Bir antlaşmanın yorumlanmasında esas alınacak kuralları belirleyen, bir uluslararası antlaşma olan ve 1969'da BM bünyesinde hazırlanan Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, konunun, antlaşmalar hukuku bakımından çerçevesini belirlemiştir. Sözleşmede, bir antlaşmanın bir hükünü yorumlarken, o antlaşmayı şöyle yorumlayacaksınız, yazıyor ve devam ediyor: Öncelikle hukukta iyi niyet esastır biliyorsunuz, yani iyi niyetle yorumlamak zorundasınız. Onun için antlaşmanın öngördüğü amacın dışına çıkmak durumundasınız. İkinci olarak, antlaşmanın konusunu ve amacını göz önünde tutarak yorumlamanız lazım. Üçüncü olarak, antlaşmada yorumladığınız terimleri, onlara olağan anlamlarını vererek yorumlamanız lazım. Ve sonuncu olarak, -tartıştığımız bu konu bakımından asıl önemli husus budur- antlaşmada yorumladığınız bir hükmü, onun kendi bağlamı, çerçevesi içinde yorumlamanız lazım.
Şimdi bu uluslararası hukuk normunu, aynen Lozan Barış Antlaşması'nın azınlıkların korunmasına ilişkin hükümlerine uyguladığımızda nasıl bir sonuç ortaya çıkıyor? Şöyle bir sonuç çıkıyor: Bir kere azınlıkların korunması başlığı altında nedir kontekst? Bu kontekstte o kesimde yer alan hükümleri yorumladığınız zaman, bunun hangi hukuki bağlam içinde bir anlam taşıı gerektiği sorgulanmalıdır. Bu kesimin genel başlığı 'azınlıkların korunması' olduğuna göre bu da Lozan Antlaşması'nda sadece gayrimüslim azınlıklarla sınırlı bir şekilde belirlenmiş olduğuna göre, antlaşmada öngörülen bu bağlamı, yorum tekniklerine aykırı bir biçimde, herkes için geçerli hakların tanınması olarak yorumlamak ve tanımlamak zordur. Dolayısıyla, antlaşmanın, hakkın öznesini herkes' olarak belirttiği hükümlerinde dahi, o hükmün amacı, kendi bağlamı içinde, diğer bir deyişle 'gayrimüslim azınlıklar' bakımından hır vurguya sahip olduğu düşünülerek yorumlanmak zorundadır. Öte yandan, bir insan hakları söylemini veya azınlık haklarını, sadece Lozan Antlaşması çerçevesinde tartışmaya zorlamanın da çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Antlaşmanın azınlıklara ilişkin hükümlerinin yorumlanmasını, bugün nasıl tanımlamak zorundayız? Azınlıkların korunması meselesi bugün genel olarak insan hakları başlığı altında yer alan bir konudur ama bu 1923'te böyle değildi elbette. İnsan hakları kavramı, özellikle uluslararası ilişkiler zemininde ele alınması veya korunması gereken bir konu olarak zaten belirmemişti. Bu söz konusu bile değildi. Evet, bu ulusal düzeyde vardı; Frasız ve Amerikan devrimleri gibi gelişmelerde bu vurgu yapılmıştı. Ancak bu, uluslararası planda, bir antlaşma konusu olarak genel anlamıyla insan haklarının korunması bağlamında değildi. Dolayısıyla bir hukukçu olarak, bugün yine yorum teknikleri açısından yaklaşımı önemsiyorum. Şöyle ki: Bir uluslararası antlaşmanın akdedildiği tarihle yorumlanıp uygulandığı tarih arasında çok uzun bir süre varsa, aradan çok uzun bir süre geçmişse, bu antlaşmanın hükümlerini, o süre zarfında uluslararası hukukta meydana gelen gelişmeler ışığında yorumlamak gerekir. O tarihten bugüne ortaya çıkan hukuki gelişmeler dikkate alınmak zorundadır. Azınlık hakları konusunda böyle bir gelişme söz konusudur. Bu konu, 1920'lerın başlangıcına oranla, bugün artık tamamen insan hakları hukuku içinde değerlendirilebilecek bir konudur. 0 zaman, bugün Türkiye'nin Lozan Barış Antlaşması'ndan kaynaklanan azınlıklar konusundaki yükümlüklerini, insan hakları hukuku içinde tanımlayıp yorumlamak gerekir. Ancak, dini azınlıklar çerçevesi içinde kalmak üzere. Buradan dönüp Kürt sorunu diye adlandırılan veya genelde Kürt kimliği veyahut Kürt sorunuyla azınlık haklarının veya azınlık statüsünün oluşturulması ilişkisini tartışmak gerekirse, tabii biraz talihsiz bir dönemin ardından aslında bu konuyu tartışmış olduğumuz için konu çok farklı hassasiyetler ışığında ele alınıyor. Bu da malum PKK'nın 1984 yılında başlattığı ve 15 yıl süren silahlı çatışma dönemidir. Öyle zannediyorum ki bu toplumun, bunun etkisinden kurtularak bu sorunu ele alması sorumluluğu büyük önem taşıyor. Hem devlet aygıtları bakımından hem de toplumun değişik katmanları açısından, böyle bir yaklaşımın da önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekçi bir bakışla, bu hiç kolay olmasa da, sonuçta güç kullanılması gerçeği birçok şeyi kuşatıyor; birçok ilişkiyi belirlemeye başlıyor ve ortaya çıkan kayıplarla da birlikte düşündüğünüz zaman, toplumda bu mağduriyet bilincinin onarımı için kurumsal bir gayret ortaya konulması çok önemlidir. Bu konuda, öncelikle bir uzlaşma dilinin, bir uzlaşma tavrının -nasıl adlandırılırsa- etkili kılınmasının, belli hukuki statülerin tanınıp tanınmamasıyla sınırlı bir tartışmadan daha anlamlı olduğu kanısındayım. Öte yandan bu konunun tartışılması da, azınlık konusunun bu bağlamda gündeme getirilmesi de, bir biçimde bu dilin inşa edilmesi yönünde olumlu ya da olumsuz rol oynuyor. Dolayısıyla öncelikler nereye verilmelidir? Öyle zannediyorum ki, öncelik şu 15 yılın travmasını toplumsal anlamda ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır; bu çok önemli.

Bunun dışında, bir kimlik sorunu gündeme gelecekse, bunun, bugünün uluslararası hukuku ışığında -sadece AB hukuku olarak değil- düşünülmesi gerekir. Bu çerçevede, azınlık hukukunun, öznesi birey olarak tanımlanmış bir bağlamda tartışılmasına özen gösterilmesi önem taşır. Böyle bir yaklaşımda, konuşmamın başlangıcında belirttiğim, bireyin, bir insan olarak kendi gerçekliğinin, kendisinde yaşayan bu gerçekliğin beyanı anlamına gelir. Gücün değil, ama hukukun belirleyici olmasına çaba göstermek, bu konuda da geçerli bir medeniyet tasarımı olarak mütalaa edilmelidir.

(...)

http://www.sabah.com.tr/Siyaset/Dosyalar/2005/03/28/dosya_turkiyenin_ulusal_kimlik_meselesi


--------------------
..
31.07.2011 11:34:47 AM
   
qT
X

[1]
     

Foruma Açılan son 5 konu
Açan
Forum istatistikleri
Gürcü Kavramı..
Tarihi ve Sosyolojik Olarak Türk Kavramı..
Lozan Andlaşmasına Göre Azınlık ve Türk ..
Anayasalara Göre Türk Kavramı..
Yeni Osmanlıcılık ve Acaristan..
admin
admin
admin
admin
artvinli
Forumdaki 7 Kategoride 19 Forum var , Bu forumlara açılan 63 Konuya 111 Cevap yazıldı..
Kimler Bağlı :  Bağlı üye yok..
İyiki Doğdun : amore , lazuri_08_08 , thesaurus , gonulogretmen , lokman , savece , muratbirdane , ebrulisusuna ,Nice yıllara..

2004 © Copyright GAMARCOBA.COM
< Teşekkür WeBCaKaLi.AspSitem 1.8 >