Ana sayfa

Kültür&Edebiyat

Düşünce&Yorum

Haber&Kritik

Linkler

Sizden Gelenler

Ziyaretçi Defteri

Müzik

Forum

Dosyalar

Video

Üyeler

English qarTuli

İletişim
Bugün : 13 Kasım 2018   
 
 
Forumdaki Son cevaplar : Anayasalara Göre Türk Kavramı..(admin) Gürcü Kavramı..(-) Tarihi ve Sosyolojik Olarak Türk Kavramı..(-) Lozan Andlaşmasına Göre Azınlık ve Türk ..(admin) Yeni Osmanlıcılık ve Acaristan..(-) Cami-Kilise Onarım Anlaşması ve Kartvel ..(-) Sarı Gelin, Gürcü Kralının Kızı..(-) Artvinin Rus, İngiliz ve Kartvel İşgalin..(artvinli) E Harfi..(-) D Harfi..(-)
Giris Yapınız veya Hala üye değil misiniz ?
Kullanıcı Adı : Şifre : Hatırla :

      [ GAMARCOBA.COMForum ] [ Diğer Tarihi Bilgiler ] [ Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi ]           
artvinli
[Forum Yöneticisi]



MSN : Yazmamiş
Yaş : 38
Mesaj sayısı : 23
Giriş sayısı : 42

ANADOLUDA BİRARADA YAŞAMA TECRÜBESİ

 (Hıristiyan Gürcüler)

 Türkiye Selçukluları’nda Bir Arada Yaşama Tecrübesi

 Türkiye Selçukluları başşehirlerinde saraya bağlı satın alınmış Türk veyâ esir edilmiş hıristiyan çocuklarının “gulâm-hâne” denilen özel okullarda “Babalar” elinde yetiştirilmiş bir merkez ordusuna sâhipti. Bunun yanında yine merkezde; ücretli Frank, Gürcü ve diğer hıristiyan unsurlardan oluşan bir bölüm askerî birlikler de bulunmaktaydı. Bununla birlikte, ordunun ve idarecilerin temelini, mahallinde çiftçilerin ödediği vergilerle beslenen, iâşe ve ibâtesi bu yolla sağlanan “Türk ikta‘ askerleri” oluşturuyordu.

 Selçuklu Sultanları ve Gayr-i Müslimler

 Hemen Moğol istilasından bir kaç yıl önce vukû bulan Bâbâîler isyanı karşısında gerileyen Selçuklu ordusu Baba İshak’ın rûhâniyetinden korkarak savaşamayacak duruma gelmişti. Bunların üzerine sevk edilen orduya Necmeddîn Behram-şah kumanda ediyordu. Bu orduda Frank ve Gürcü askerleri de bulunuyordu. Âsîlere karşı savaşmak üzere öncü olarak hıristiyan askerleri sevk edilmişti. Selçuklu komutanlarda, Baba İshak’ın ölmezliği ve ona bağlı olanların yenilmeyeceği inancının hem halk hem de ordu içinde yaygınlığı sebebiyle Müslüman-Türk askerlerinin geri çekileceği endişesi vardı. Nitekim aynı endişe ile hıristiyan askerlerinin de âsilere hücum ederken alınlarına haç işareti yapmadan savaşa başlayamadıkları kaynaklarda belirtilmektedir. Bu durum onların da Baba’nın maneviyatından korktukları inancını paylaştıklarını göstermektedir. Kırşehir dolaylarında Malya ovasında vukû bulan bu savaşta (1240) âsileri karşılayan hıristiyan öncü birlikleri, onların ilk hücumlarını etkisiz hale getirdikten sonra müslüman askerlerine de cesaret gelmişti ve ancak bundan sonra Bâbâîlerin manevi bir güce sahip olmadıkları görülmüştü. Bunun üzerine ordu toptan taarruza geçti. Görülüyor ki, müşterek bir düşmana, müslümanlar ve gayr-i müslimler birlikte karşı koymuşlardır.

 Anadolu’da Selçuklu Türkler’i arasında müslüman olmayan kadınlarla evlilikler, yalnızca çok güzel esir kadınların ele geçirildiği başlangıç dönemlerine has bir olay olarak kalmamıştır. Daha sonra da Türkler ile Gürcüler ve Ermeniler hatta, Türkler ile Bizanslılar arasında da bu tür evlilikler her iki tarafça da eşit düzeydeki kimseler arasındaki evlilikler olarak yorumlanmıştır. Bu nedenle Sultanların ailelerinin arasında çok sayıda hıristiyan kadın ve erkek bulunabiliyordu. Keyhüsrev I ve Keyhüsrev II’nin anneleri Grek asıllı idiler. Keyhüsrev II’nin iki, hatta üç oğlunun anneleri de hıristiyandı. Sultanların eşleri arasında yalnız Ermenilerle karşılaşmıyoruz; çünkü, Ermenilerin siyâsî bir gücü yoktu. Oysa İstanbul’daki Lâtin İmparatoru’nun akrabası bir Fransız kadını bile bu listede görülmektedir. Gerçi bürokrat veya halktan erkeklerin Ermeni kadınlarla evlendikleri de biliniyor.

 Bu evliliklerde dikkatimizi çeken bir husus, saraya gelin olarak gelenlerin dinlerini değiştirmeye zorlanmadıklarıdır. Nitekim Alâeddin Keykûbâd I Alâiye hâkimi Kyr Vart’ın kızı ile evlendiği ve kendisi ölünceye kadar bu hanımın kendi dininde kaldığı bilinmektedir. Daha sonraları Mahperî Hatun diye anılan bu kadının, müslüman olduğu anlaşılmaktadır. Alâeddin Keykûbât’ın büyük oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev II de Gürcistan kraliçesi Rosudan’ın kızından başka; biri Konyalı bir zengin, diğeri de bir papaz olan iki hıristiyanın kızları olmak üzere üç hıristiyan kadınla evli idi. Muhtemeldir ki, bu kadınların her üçü de din değiştirmeye zorlanmamışlardır. Nitekim, Gürcü prensesi memleketinden beraberinde getirdiği papazlara, dînî tasvirlere, hıristiyan maiyetine ve sarayda kendilerine mahsus bir kiliseye sahip olarak bir müddet yaşamıştır. Ancak, Anadolu’da “Gürcü Hatun” adı ile tanınan ve sonra da Muineddîn Pervâne ile evlenen bu kadının erkenden müslüman olduğu anlaşılmaktadır. Zirâ, Gürcü Hatun’un Mevlânâ dahil, âlim ve dervişlerle sıkı sohbet ve münasebetlerde bulunduğu ve hayırseverliğiyle tanındığı bilinmektedir.

 Bu örneklere aykırı bir evlilik Dânişmend Gazî’nin kızının Antakya’ya giderek Frank prensi Roger ile evlenmesi ve aşağıda genişçe ele alacağımız bir Selçuklu şehzâdesinin hıristiyanlığı kabul etme şartı ile Gürcü prensesi ile evliliği hadisesidir.

 Bu örneklerden anlaşılıyor ki, hem müslümanlarla evlenen, hem de müslüman olmayanlarla evlenenler, ister siyasî evlilik yapmış olsunlar, isterse kendi arzu ve istekleriyle evlenmiş olsunlar, müslümanlarla müslüman olmayanların müşterek bir hayat kurabileceklerini, bir arada yaşayarak, hoşgörü içinde birlikteliklerini sürdürebileceklerini göstermişlerdir. Yukarıda da işaret edildiği gibi, evlenmeler, sadece Sultanlar ve ileri gelenler arasında olmamış, aynı zamanda halk arasında, çeşitli kesimlerin kadınları ve kızlarıyla da evlilikler tesis edilmiştir. Şüphesiz ki, aynı şehirde yaşayanların birbirleriyle her türlü alış-verişte bulundukları göz önüne alınırsa, bu arada evliliklerin de olabileceği muhakkaktır.

 Selçuklu Tarihi uzmanlarından Prof. Dr. Osman Turan, Sultanlarla ilgili bu rivayetler üzerine şu değerlendirmeyi yapma ihtiyacını duymuştur: “Selçuk Sultanlarının dinî müsamahalarını kavrayamayan hıristiyan müelliflere ait bu masallar sadece kendi şuurlarında kalan tesirleri göstermek bakımından ehemmiyet taşır. Filhakîka, İslâm din ve medeniyetinin üstünlüğü ve Türklerin dinî bağlılığı münâsebetiyle Selçuk Sultanlarının hıristiyanlığa karşı temâyül duymaları düşünülemez. Esasen bu hükümdarlar kuvvetli bir İslâm kültürü ve terbiyesiyle yetişiyordu.”

 Her ne kadar Osman Turan, yukarıdaki ifadelerinde kesin hükümlerle Selçuklu Sultanlarının hıristiyanlığa temâyül etmeyeceklerini belirtmişse de “istisnâların kâideyi bozmayacağı” fehvasına dayanarak bir-iki aykırı örnek üzerinde durmak gerekir.

 Gürcistan kraliçesi Thamara, II. Kılıç Arslan’ın medh ve şöhretini duyduğu oğullarından Süleyman-şâh’a evlenme teklif eder. Bu teklifi reddettiği halde, Gürcü kaynakları bunu Süleyman-şâh’ın kraliçenin güzelliğini duyarak âşık olduğunu, din değiştirerek kraliçe ile evlenmek istediğini naklederler. Bu evlilik daha sonra Selçuklu tahtına geçen bu şehzâde ile tahakkuk etmemişse de Erzurum Saltuklu hükümdârı İzzüddin Saltuk (1145-1174)’un torunu Muzafferüddin’in dinini değiştirmesine razı olması ile gerçekleştiğine dair rivâyetler Gürcü kaynaklarında yer almaktadır.

 Aynı kraliçe ile daha sonra bu defa Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın torunu ve yukarıda adı geçen Süleyman-şâh’ın yeğeni Erzurum Meliki Muğîseddîn Tuğrul-şah’ın oğlu evlenmiştir. Gürcistan kraliçesinin nâibi olabilmek için hıristiyan olma şartını kabul eden bu Selçuklu Şehzâdesinin h.620/m.1223 yılında kraliçe ile evlenerek Gürcü hil‘atini giyerek başına haç işaretli bir serpuş geçirmesi tarihte; “benzeri işitilmedik garip bir olay” olarak nitelendirilmiştir. Nitekim bu evlilikten bir oğlan ve bir kız dünyaya gelmiş olup yukarıda belirttiğimiz, II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in eşi olan Gürcü Hatun bu adı bilinmeyen Şehzâdeden dünyaya gelen Gürcü prensesidir.

 Din değiştirmelere sebep olan bu evliliklerin arka planında siyâsî sebeplerin yattığı âşikârdır. Gürcistan krallığının ele geçirilmesi niyeti ile yapıldığı görülen bu evliliğin yürümediği, bir süre sonra da şehzâdenin kraliçe tarafından hapsedilip, saraydan ve merkezden uzaklaştırıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.

 Her şeye rağmen, aynı topraklarda yaşayan bu insanların ister değişik menfaatler gözeterek, ister kendi arzu ve istekleriyle olsun karşılıklı olarak dinlerini değiştirebilecek kadar, birbirlerine yakınlık hissetmeleri, bir arada yaşamanın ortaya konulmuş en açık tecrübesidir denebilir.

 Osmanlı Devleti’nde Gayr-i Müslimler

 Arşiv vesikalarında veya Osmanlı tarihine dâir çeşitli eserlerde, daha çok hıristiyan unsurlar için, “kâfir”, “kefere”, “gebrân”, “nasâr┠ve “İsevî”gibi deyimler kullanıldığı, yahudilere de “musevî” veya “yahudi” denmekte olduğu görülmektedir. Her iki cemaatı birlikte ifâde etmek için “zimmî” veya “ehl-i zimmet” dendiği bilinmektedir.

 Bu adlar altında gösterilen ve Osmanlı coğrafyasında yaşayan gayr-i müslimleri üç ana grupta toplamak mümkündür:

1. Hıristiyanlar

2. Mûsevîler (Yahudi)

3. Sâbiîler

 Bunlardan Hıristiyanları da iki grupta ele almak gerekir: Katolik olanlar, Katolik olmayanlar. Daha çok Haçlı seferlerinden sonra yayılmaya başlayan katoliklik, Ermeniler, Gürcüler ve Süryâniler ile diğer bazı etnik unsurların mezhebi olmuştur. Bunlar Osmanlı coğrafyasında dağınık bir yayılma gösterirler.

 Gayr-i Müslimlerin Temel Hak ve Hürriyetlerini Kullanmaları

 Dinî Haklar (Din ve Vicdan Özgürlüğü)

 Bilindiği gibi, müslüman yöneticilerin İslâm tarihinde; gayr-i müslim vatandaşlarına din ve vicdan özgürlüğü sağladıkları açıkça görülmektedir. Zaten Kur’ân-ı Kerim’de “Dinde zorlama yoktur, doğru eğriden ayrılıp ortaya çıkmıştır.”(205) buyrulmaktadır. Bu âyetin çok net olarak belirttiği husus, dinde zorlamanın olamayacağıdır. Hz. Peygamberin hayatında da bu durumu teyid eden rivayet ve haberler bulunmaktadır.

 Hatta, İslâm hukukçuları bir kimsenin müslüman olmayan karısına dahi müslüman olması yolunda baskı yapamayacağı görüşünü benimsemişlerdir. Nitekim uygulamada bunun bir çok örneğine rastlanmaktadır. Türkiye Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Gürcü eşi sarayda rahipleriyle ve kilisesiyle ikâmet etmiştir. Osmanlılar da Selçuklular’dan sonra onların mirâsı üzerine devlet kurmuş bir hânedân olarak, hemen her konuda onların takipçisi olmuşlardır. Özellikle dinî hoşgörüde Osmanlı’nın daha kuruluşundan itibaren hıristiyan komşuları ile iyi geçinme hususunda ne kadar özverili olduklarına dair bazı örnekleri çalışmamızın başında göstermeye çalışmıştık.

 http://www.diyanet.gov.tr/turkish/web_kitap.asp?id=532&yid=11


--------------------
..
06.06.2006 1:36:00 PM
   
q

     

Foruma Açılan son 5 konu
Açan
Forum istatistikleri
Gürcü Kavramı..
Tarihi ve Sosyolojik Olarak Türk Kavramı..
Lozan Andlaşmasına Göre Azınlık ve Türk ..
Anayasalara Göre Türk Kavramı..
Yeni Osmanlıcılık ve Acaristan..
admin
admin
admin
admin
artvinli
Forumdaki 7 Kategoride 19 Forum var , Bu forumlara açılan 63 Konuya 111 Cevap yazıldı..
Kimler Bağlı :  Bağlı üye yok..
İyiki Doğdun : yprkaa , asimkaya06 ,Nice yıllara..

2004 © Copyright GAMARCOBA.COM
< Teşekkür WeBCaKaLi.AspSitem 1.8 >